Aile dramı ve toplumca imtihanımız


Bugün Brüksel’in göbeğinde bir aile dramı yaşandığı haberini okudum. Önce son dakika bir haberle sadece 8-9 yaşlarındaki bir çocuğun cansız bedeni sokak ortasında bulunduğu yazılıyordu. Türk mahallesi diye bilinen bir semtin işlek bir caddesine yakin bir sokağın ortasında..
Günün ilerleyen saatlerinde içime kor gibi düşen gelişmeleri okudum.
Medyanın iddiasına göre çocuğu annesinin cinnetine kurban olmus. Bir cinnet sonucu bu aile faciası yaşanmış. Ailenin babası bir kaç sene önce çekip Suriye’ye gitmiş.
Yaşadığı sıkıntılardan dolayı bunalan annenin cinneti böylesi bir dramla noktalandı. Büyük oğlunu ise devlet koruması altına aldılar. Bu çocuğun durumu öylece yaktı ki yüreğimi. Babası aileyi yıllar önce terk etmiş, kim bilir ne sıkıntılar çektiler. Annesinin de bu bunalımlarının bizzat şahidi olmuş. Hem annenin halinden ne kadar korkmuşlardır hem de onun şefkatine o kadar muhtaç. En son bu olay. Ve artık hiç kimsesi yok.
Gerek doğup büyüdüğüm o çok büyülü sanılan Belçika’da, gerek anavatan Türkiye’de böylesi haberleri ne kadar da çok duyuyoruz.
Çok bilinçliyiz, çok duyarlıyız ya. İnternette dolaşan şiddetli anne videolarını yadırgayarak paylaşıyoruz. Hiç sosyal paylaşım ağlarımızda etrafımızda bu içerikler yüzünden sarsılacak çoluk çocuk yokmuşcasına. Bi yanımız zulme başkaldırıyor, diğer yanımızla da yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.

Bu yazıyı yazarken bir paylaşımdan Ailenin Türk olduğunu öğrendim. uyruğunun ne önemi var, ateş sadece düştüğü yeri yakıyormuş. Maalesef bir kez daha şahit oldum.

Tam da bu meseleyi eleştirecekken yine hala aynı hatayı işlediğimizi tekrar tespit ettim. Ağzı olan konuşurmuş, facebook daki klavye kahramanları yine devredeydi.

Tabi ki insanın ilk tepkisidir, insan algılayamaz anlam veremez. Kimsenin vicdanına sığmaz böyle bir şey. Fakat bir şeyler yazmadan oturup düşünmek lazım. Hadi ağzımızdan çıkanı kulağımız duyamayabilir fakat yazarken iki kez düşünme imkanımız var.

İnsan içinde küfredenler vicdan hakemliği yapıyor, şu çelişkiye bakar mısınız? Bunları zikretmek istemez idim. Zaten buna yer vermeyecektim yazıma başlarken fakat su an itibariyle gurbetçinin halinden gurbetçi de hiç anlamazmış onu fark ettim.

Düşünüyordum bu olay vesilesiyle “cinnet geçiren” anne babaları. İnsan o noktaya nasıl gelebilir? Hepimiz eleştiriyoruz, vicdanimiz el vermiyor. Tabi ki de islenen cinayetleri meşrulaştırma sebepleri de aramıyorum.

Fakat oturup düşünmek lazım bir nebze anlayabilmek lazım ki, toplumun bu kanayan yaralarına önlem alabilelim. Bu meseleleri kökten çözmek için toplumun bir ferdi olarak biraz da zahmette bulunalım.

Bu olay tek bir vaka değil. Takip eden gurbetçiler bilir, böylesi acıları daha öncede yaşadık. Arabasında çocuklarıyla kanala uçan anneyi, evli ve çocuğu olup intihar eden genç babaları, ve daha nicelerini hatırlayan var mı.

Son yıllarda birbirini takip eden  bu intihar vakaları çok düşündürücü. Sıkıntılı kardeşlerimizden bihaber yaşamayı bırakıp birazcık empati yapsa herkes bu çok olumlu olurdu oysa.

Ah u vah edip sonra bir şey olmamış gibi televizyon seyretmeye devam eden başta beni islah eyle ya Rabbi.

 

 

Advertenties
Geplaatst in: Blog

Geef een reactie

Vul je gegevens in of klik op een icoon om in te loggen.

WordPress.com logo

Je reageert onder je WordPress.com account. Log uit / Bijwerken )

Twitter-afbeelding

Je reageert onder je Twitter account. Log uit / Bijwerken )

Facebook foto

Je reageert onder je Facebook account. Log uit / Bijwerken )

Google+ photo

Je reageert onder je Google+ account. Log uit / Bijwerken )

Verbinden met %s