Misafirliğe gitmek ve misafir ağırlamak


Bu sabah nihayet bir kaç dakika dahi olsa kendime ayırayım dedim ve uzun zamandır sayfalarını karıştırmaya bile fırsat bulamadığım dergiyi elime aldım. Semerkand dergisinin temmuz 2015 sayısında “İkinci kez gidilemeyen evler” adlı başlık dikkatimi çekti. Henüz yeni yeni yürümeye başlayan ve haliyle dünyayı keşfetme dönemimde olan bir çocuk sahibi olan bir annenin gittiği misafirlik serüvenini anlatıyordu yazı. Günlük hayatta hepimizin karşılaştığı bir tabloyu çiziyordu. Bu annenin korktuğu şey olmamış ve daha kapıdan içeriye attığı adımda ayağına batan bir LEGO parçası içini rahatlatmıştı. Zira etrafta oyuncakların olduğu bir ev içinde yaşanılan bir ev olduğunu gösteriyordu, ve çocuklu misafirlerine olabildiğince büyük bir kucak açıyordu. Burdan sonrası için ilgilileri Semerkand dergisinden yazının tamamını okumaya davet ediyorum.

Ben de yazarın ismine baktıktan sonra içimdem kendi kendime konuşmaya başladım: “Ümmühan hanım iyi de dediğiniz gibi biraz dağınık bir ev misafirperver bir evdir demek o kadar kolay olsa .” Çünkü bazen insan titizliği abartmak zorunda kalıyor.

Şu kısa evlilik ömrümde bu gibi konularda bir çok izlenim elde ettim. Belki de girdiğim yeni çevre ve ortamın kendine has düşünce yapısından kaynaklanıyor bilemeyeceğim. Fakat şurası kesin olmalı ki genelde biz milletçe “temiz” insanlarız; çoğumuzda titizlik de var, kimisi için bu bir takıntı boyutuna dahi verebiliyor. Yaşadığım ülke itibariyle diğerlerine nazaran bizim milletin genel olarak temiz insanlar olduğunu görüyorum. Bu olumlu bir olay zira müslümanlığımız gereği içimizi de dışımızı ve etrafımızı temiz tutmakla sorumluyuz.

Fakat okuduğum yazıdaki gibi titizliğimizden misafirlerimiz için “gidilmeden ev” olma derecesine gelinirse sağlıklı bir durumdan bahsedemeyiz. Maalesef bu takıntı herkese bulaşabiliyor, şöyleki temiz olduğu halde misafirlerin arkalarından bırakacakları herhangi bir dağınıklığı problem etmeyen insanlarda misafirler tarafından tenkit edilme endişesi taşımaya başlıyor ve titizlik maratonuna dahil oluyor. Veya evdeki düzeni hergün aynı seviyede koruyamayan ev hanımları da böyle bir endişe taşıyabilirler. Evde artık çocuk da oldu mu iş daha da zorlaşıyor. Zira misafiri tanımıyors misafirin nasıl bir tepki vereceğini bilemediği için, dağınık veya henüz temizlenememiş evine çat kapı veya ertesi gün misafiri ağırlamak bir zevk olmaktan çıkıp bir ülfet halini alır.

“Titizlik” konusunda insanın ezberini bozan yeni tip insanlarla karşılaşılır hayatta. Maalesef mahalle baskısı konusunda da milletimiz yine tek geçilir herhalde. İnsanın bilinç altına öyle işliyor ki artık misafirini ağırlama şeklini bile bu mahalle ablaları veya teyzelerine göre ayarlamaya çalışıyor. Ve her gelen misafirin aynı düşüncede olduğunu varsayıyor.

Herhalde “gidilemeyen” evler olduğu kadar “ağırlaması zevk yerine ülfet halini alan misafirler” de var. Hele ki çocuğu olduktan sonra evi baştan sona temizleyip dağınıklığı giderse ne fayda arkadan çocuk işi bozduktan sonra.

Allahu Teâlâ nasıl ki her şeyi denge üzere yaratmış, ve insan denge üzerinde yaşamalı. Temizlik ve gidilen ev ile alakalı girilen beklentiler de de dengeyi bozmamamız gerektiğine inanıyorum. Müzelik evler olduğu kadar çok ihmal edilmiş evler de var. Gittiği eve ev sahibine yük olma endişesini taşıyanlar olduğu gibi, gittiği evin odalarının temizlik düzeyini kontrol edenler var. Hatta bununla kalmayıp dolaplarını karıştıranlar.

Velhasıl ya çok titizdir çocuklu gitmekten korkar insan, ya da evimi sürüp denetleyecek kusur bulacak düşüncesiyle misafir ağırlamaya ülfet olarak görür.

Advertenties
Geplaatst in: Blog

Geef een reactie

Vul je gegevens in of klik op een icoon om in te loggen.

WordPress.com logo

Je reageert onder je WordPress.com account. Log uit / Bijwerken )

Twitter-afbeelding

Je reageert onder je Twitter account. Log uit / Bijwerken )

Facebook foto

Je reageert onder je Facebook account. Log uit / Bijwerken )

Google+ photo

Je reageert onder je Google+ account. Log uit / Bijwerken )

Verbinden met %s