Ümmü Zerr

Şuan bir işi yetiştirmeye çalışırken Youtube açıp bir fon dinleyeyim dedim.

Arama kısmına “enstrumental rastgele” diye yazınca ne göreyim ilk sonuç olarak?

Dursun Ali Erzincanlı nın Ümmü Zerr şiirinin fon müziği. Hem şiir hem fonuna hayran olduğum şiirdi bu. Ardından otomatik olarak hangi şarkının fonu çaldı dersiniz?

O da favorim bir parça Erdal Güneyden.

Güzel bir arama yapmışım.

İyi dinletiler.

Advertenties

Maysa ve Bulut

Geçen yılın kış akşamlarında ben mutfakta günün son bulaşıklarını toparlarken Trt Çocuk ta gösterilen Maysa ve Bulut çizgi filmini izlerdi kızım, uyku saati yaklaşırken. 

Henüz çizgi filmini görmeden fonda çalan müzikleri çok etkilemişti beni. 

Çizgi filmi de ayrı güzel. Alışılmış çizgi filmlerden farklı olan bu animasyon film bir yörük ailesinin günlük yaşantısından bahsetmektedir. 

Fon müzik parçası o kadar hoşuma gidiyor ki mutlaka kızımın resim ve videolarıyla kolaj yapıp bunu eklemek istiyorum

Maysa ve Bulut Tema müziği

Elektro-…keman

Geçenlerde ilk defa elektrokemanı keşfetmiştim instagramda. Klipteki sanatçının ismi de belirtilmemişti. Elektrokeman diye youtube da aradığımda ilk sonuçlarda aynı sanatçıyı buldum.

Bu eseri paylaşmak istedim, ve aynı zaman da beğenerek dinlediğim enstrümental parçaları en iyi nerede arşiv şeklinde toplasam (hangi sosyal medya platformu uygun olur) diye düşününce, blogumu uygun gördüm.

Sizi Andre Soueid in bir eseriyle başbaşa bırakıyorum. 

Herşeyin bir zamanı var

Herşey sabır gerektiriyor. Sabretmeden acemiliği atamazmışsın.

Bu kez suluboya denemelerimde anladım.

Yapacağın resmi hayalinde oluştururken katman katman hangi rengi hangi koyuluk veya yoğunlukta kullanacağını kestirmelisin.

Ne kadar su kullanıcak?

Hepsini kavramak için zaman lazım ve talim.

En açık renkten başlayarak katman katman, “photoshopta layer üzeri layer katarcasına”, ekliyorsun her bir detayı.

Bu daha kuru tekniğidir bahsettiğim. Kutu teknik deyip geçmemeli. Her bir katmanın ilkinden itibaren tamamen kurumasını beklemek gerekir.

İşte burada sabır lazım.

Nasıl ki adım adım hayattakı hedefine doğru ulaşmana yardımcı olacak küçük hedef veya yapılacak görevleri yerine getirirsin. Doğru zamanı beklersin. Aynen öyle.

Bu çocukluktan bildiğim, veya sadece çocuk oyuncağı sandığım boya paleti deyip geçmemeliymiş.

Neler neyer çıkıyor ortaya.
Varlığı, kainatı Yaratan gelir aklıma.

Etrafımızdaki herşey nasıl bir sanat eseriymiş hiç dikkat etmiyoruz.

Sadece Onun “ol” demesine kalmış…

Bu suluboyanın bana ayrıca öğrettiği, sabırla pes etmemem gerektiği. Yoksa fotoğraftaki resimler gibi yaşamımızdaki hedeflerimizde yarm kalır.

İyi bir anne-baba olmak için ne gerekli?

Günümüzde herşey için, her alanda kendini geliştirmek adına, en iyisi olmak adına o kadar çok imkan ve kaynak sunuluyor ki, artık onlara yetişeceğim diye belirlediğimiz hedefimiz için bir şey yapamaz hale geliyoruz.

Anne baba olmak için mesela, sosyal medyada karşımıza çıkan videolar, konferanslar, yazılar, etkinlikler, vs. Takip edeyim derken artık uygulamaya vakit bulabiliyormuyuz aceba?

Daha bugün karşıma çıkan bir etkinliğin hangi bölgede düzenlendiğine bakarken şu düşünceye kapıldım. “Amaan, neyle uğraşıyorum. Ben çocuğuma zaman ayırıyormuyum? Asıl sormam gereken bu!”. 

Oysa ki onun istediği sevgi, kucak, oyun arkadaşı, şefkat, destek, ve anlayış. Bununla sınırlı olmasada en önemlisi ayırdığımız zaman yardımıyla ihtiyacı olan herşeyi sırası geldikçe sunacağız. 

O sonu gelmez kaynaklardan ise edindiğim azıcık bilgi esasen pratikte daha bilinçli davranmama sadece yardımcı olur. 

Yoksa tek yapmamız gereken herşeyi kenara bırakıp çocuğumuzun gözlerinin içine bakmak, onu tanımak. Zaten tanıyoruz da. Ve biliyoruz ne istediğini. Doğal akışına bırakalım. Anne-baba dediğinde oma yönelelim. 

Ve fırsat buldukça yeni yeni şeylere hemen yelken açmak yerine, yarım bıraktığımız kitabı tamamlayalım önce. Üzerine düşünelim, değerlendirme yapalım. 

İyi anne-baba olmak için doyamadığımız bilgiler peşinden koşmadam önce zaten öğrendiklerimize bir bakalım. Uygulayalım, bize (çocuğumuzla birlikte ailemize), faydalı olmayanı bırakalım. 

Bunun için de çocuğumuza dönüp bakmak, kulak asıp dinlemek, elini tutup hissetmeye çalışmak lazım değil mi?

Ebru hayalinden suluboyaya

Küçüklükten hep sevmişimdir resim yapmayı, boyamayı, el işiyle meşgul olmayı. Kim sevmemiştir ki? Çok az insan belki.

Fakat zamanla bu yönümden uzaklaşmış olduğumun farkındayım. Kalem tutuşumda bile acemilik var. Oysa yıllardır okuyacağım diye elimden kalem düşmemişti ki. 

Resimle aram bozuktu anlayacağınız. Fırçayı nasıl tutayım. Keşke orta okulda severek katıldığım resim/sanat dersini lise sona kadar uzatsalardı. Akademik eğitime hazırlık odaklı bölümde okuyan maalesef sanatdan mahrum kalıyor. Belçikadan okula dair notlar diye düşülsün bu kısım.

Son senelerde (mezuniyetinden beri hayali hedefinde olan mesleğe uygun) iş bulamamış bir anne olarak tekrar o sulara yelken açtım ama tüm günümü harcayamadığım için adım adım ilerlediğim “kendin yap, boya çiz” konulu sayfaları henüz dolduramadım.

Zaman, malzeme, emek, istek, hayal gücü lazım.

İşte böyle Ebru sanatını izlerken alternatif olarak suluboyayı ciddi ciddi takip eder buldum kendimi. Bu  halihazırdaki suluboyayı çocukken kullanırdık ve çocuğumuza da veririz ama asıl nasıl kullanılması gerek diye internette bakınırken kendime göre Ebru sanatına alternatif olarak gördüm. Yani tam alternatif tanımı yanlış olabilir. Tamamen farklı sanat dallarıdır şüphesiz. Hele ki ebru da o su yüzeyinde oluşan harikaları kağıda çekmenin cazibesi her izleyeni büyülüyor. Suluboyayla olan ortak noktası su olsa gerek. 

Benim şu an içinde bulunduğum şartlara göre alternatif diye gördüm. Evde çocuğun paletini al ve bi kap su koy. Diğer yandan Ebru sanatı için Belçikada çok nadir de olsa bazı Türk dernekler bir kurs düzenleyecek ve yakın olacak, saatleri uyacak derken malzemen olacak. O an çocuk nolacak? Mazeretim çoktur benim.

[bu satırları yazarken bile kızımın karşıma geçip şalını kendisi takamadığı için girdiği krize şahit olunca, derin bir nefes aldım. Bu blogu neden sahipsiz bıraktığımı anladım. Bir fikir oluşuyor sonra yazarım diyorsun blogun (telefonda) elinin altında olmasına rağmen. Ama ne zaman şimdi oturup hatta laptoptan yazabilirim diyorsun aynı şeyi yakalayamıyorsun. Ben ne yazacaktım ki diyorsun. Bazen hemen telefona not olarak yazıyorum bazen kalemi alıp deftere yazıyorum. Bir gün inceleyip seçip iyi kısımları yayınlama dileğiyle.]

Böyle suluboyaya internetten ehlinden tüyoları takip ederek başlamışken Almanyada bir fuarda gökte aradığım bir Ebru setini aldım. Yalnız sanat ile ciddi uğraşan kardeşimin nişanlısına hediye ettim. Bir Belçikalı kendisi ve daha önce gördüğü o mermerimsi motif resimlerin aslında Ebru sanatı olduğunu anlatmıştım. Bu seti görünce çok sevinmişti. Ve zaten sanatla uğraşan biri olduğu için kendim yerine onun bir gün ebruyla ciddi çalışmalar yaptığını görürsem ben çok mutlu olacağım. Bu uğurda gerekirse ona tercümanlık yapacağım. 

Bir amatör suluboya takipçisi olan ben bakalım nereye kadar gideceğim sadece takip edip beğenmeklemi yetinirim yoksa devam mı ederim, zamanla göreceğiz.

Niemand heeft het recht te pesten!

Ik spreek liever van geen recht om te pesten dan het recht om niet gepest te worden.

Dat laatste klinkt volgens mij niet zo zwaar genoeg als het eerste hoewel beide stellingen het zelfde resultaat beogen.

Vandaag kwam ik een artikel tegen van een jong Amerikaans puber die in een afscheidsbrief schreef dat hij werd gepest. Het ligt heel zwaar op mijn hart… 

Dat dit vandaag nog altijd gebeurt in een tijdperk en vooral in maatschappijen waar zwaar wordt getild aan mensenrechten, is schrijnend.

In de reacties lees ik verschillende hypotheses van profielen van pesters en slachtoffers.

Stellingen van ouders die melden dat leerkrachten de gevallen minimaliseren tot “plagen” en niet pesten. Dat is wel hoe zij/hij het ziet en bekijkt. Niet het slachtoffer. 

Ik heb de enige conclusie getrokken dat de norm dat “niemand het recht heeft om te pesten” zo snel mogelijk zijn plaats moet nemen tussen de waarden en normen waar onze maatschappij zo zwaar aan tilt. 

Yaprak

Bir günü diğerine benzemeyen,

rüzgarın, karın, yağmurun,

sağa sola savurduğu yaprak gibi,

yönümü şaşırdım.

Üstüme basıp duruyor herkes, iyice öldürürcesine.